Titreşim Etkisi

4 Ocak 2017 / Dr. Engin Baran

İlk kez 2001 yılında televizyonlarda duyduk. Ankara’da düzenlecek olan Avrupa Basketbol Şampiyonası’nın başlamasına birkaç hafta kala, Athena’nın o muhteşem şarkısının eşliğinde A Milli Erkek Basketbol Takımı reklamlara çıktı. Haydarpaşa tren garının kapısından içeriye girdiler, turnikelerden atladılar, kestaneciyle paslaştılar, hatta tam basket atacakken orada tren bekleyen genç bir kadından blok yediler. Ankara treni kalkarken potaya asılı kalan çocuğun sesi peronda hala çınlıyordu: İboooo? Hidoooo?

12 Dev Adam’la işte böyle tanıştık. 

Aradan 16 yıl geçti. Bu dönemde önce “12 Dev Adam” her maçta söylenen bir marşa dönüştü. Sonra, Basketbol Milli Takımımızın vazgeçilmez markası oldu. Garanti Bankası’nın yarattığı bu marka, her maçta ter döken 12 sporcumuza ve onu destekleyen milyonlara maloldu.

İlginç olan şu ki, 16 yıl boyunca Basketbol şampiyonaları dışında 12 Dev Adam iletişimi çok nadir yapıldı. Milli takımı oluşturan 12 sporcu değişti. Athena’nın şarkısının yerine yenisi geldi. Ama bugün o ilk reklamın etkisi hala zihinlerde sanki tatlı bir titreşim gibi varlığını sürdürüyor.

Dün akşam yediğimiz yemeği, bir saat önce yolda gördüğümüz billboard’u, daha iki gün önce tanımladığımız internet bankacılığı şifremizi hatırlayamadığımız bir dünyada, yıllar süren bu etkiyi anlamak kolay değil. İçimizde uzun dönemler boyunca hiç durmadan titreştiği için bu etkiye Titreşim Etkisi diyelim.

 

Titreşim Etkisi ne demek?

Milli Piyango’dan yılbaşı çekilişi için bilet alıyorsunuz. 31 Aralık 2016 gecesi saat 2345’te yedinci küreyle birlikte hiçbir ikramiye kazanamadığınız ortaya çıkıyor. Peki, o anda piyangonun etkisi sıfırlanıyor mu? 

Tabii ki hayır. 

Sabah kalkınca “Ya yanlış baktıysam?” deyip tekrar kazanan numaralar kontrol ediliyor. İki gün sonra akşam yemeğinde tatil konusu açıldığında “Dün ikramiye çıksaydı, hep beraber tatile yurtdışına giderdik” diye hayıflanılıyor. Çekilişten iki hafta sonra kahvede cüzdandan bilet çıkarılıp, masadakilerle “Çıksaydı, şerefsizim hepinize birer milyon verecektim!” muhabbeti yapılıyor. 

Çekiliş bitti, ama titreşimi günler, haftalar, aylar boyunca canlı kalıyor.
 
Reklamcılar, Titreşim Etkisi’nin farkında oldukları için sürekli reklam yayınlama gereği duymuyorlar. Reklam bir dönem yayınlanıyor, titreşim etkisine güvenilerek bir süre reklamsız bekleniyor. Sonra reklamlar tekrar devreye giriyor. Yani reklamcıların diliyle söylersek “Pulsing” yapılıyor.

Titreşim Etkisinin gücünü ölçmek için Prof. Brucks ve meslektaşları ABD ve Birleşik Krallık’ta bir araştırma yapıyorlar. Bu araştırmada erişkinlere, üzerinde çocukluklarından tanıdıkları ve onlarca yıldır görmedikleri maskotların olduğu ürünler gösteriliyor. Erişkinler, ürünün üzerinde çocukluklarından tanıdıkları bir maskot gördüklerinde bu ürünün çok daha iyi ve sağlıklı olduklarını iddia ediyorlar.

Titreşim Etkisi olumlu olabildiği kadar olumsuz da olabiliyor. Sütten ağzı yananın yoğurdu üfleyerek yemesi gibi, bazı ürünler, görseller, şarkılar, kokular bizde kaygı, endişe, nefret hisleri yaratabiliyor. Reklamlarda kameranın yere bakması, aşağı doğru düşen objeler, hastanede doktorun hasta yakınlarına doğru yaklaşması gibi sahneler bu tür olumsuz titreşimleri ortaya çıkarabiliyor.

Nörolojik araştırmalara bakılırsa, beynin bu titreşim üzerinde en etkin bölümlerinden bir tanesi OFK, yani Orbitofrontal Kortex. Varsayalım ki, kendimize bir araba almak istiyoruz. Araba seçenekleriyle ile ilgili tüm görseller, kokular, sesler, yorumlar beynin farklı bölümlerinde işlenip OFK’ya gönderiliyorlar. Burada bu seçeneklerin her birine sahip olmanın bizde yaratacağı duygular hesaplanıyor ve beyinde canlandırılıyor. Bu canlandırmaya göre de beynin farklı bölümleri harekete geçiriliyor. Bu şekilde, örneğin bacaklarda kan dolaşımı artırılıyor. 

Yani OFK herhangi bir tercihimizin, hareketimizin bizde yaratacağı olumlu ve olumsuz duyguları beyinde canlandırıp duygusal açıdan en yüksek değeri sunan seçeneğe yönelmemizi sağlıyor. McGill’den Lesley K. Fellows’un dediği gibi OFK bize değer temelli bir karar mekanizması (value–based decision-making) sunuyor.

Nörologlar beni mazur görsün, ben OFK’nın bu özelliğini bir fotokopi makinesi olarak hayal ediyorum. Yaşanan güzel anların, bu anlarda hissedilen duyguların beyinde yarattığı izlerin fotokopisini çeken bir makineye. Doğal olarak, çocukluk yıllarında daha “makinenin toneri” yeniyken çok güzel ve yıllarca eskimeyen fotokopiler çeken bir makineye. Beynin bir tercih yapması gerektiğinde, seçeneklerin her birinin geçmiş dönemde beyinde bıraktığı izlerin fotokopilerini karşılaştıran ve en büyük faydayı sağlayan seçeneği tercih etmemizi sağlayan bir makineye. Kısacası, beyindeki Titreşim Etkisini şekillendiren bir makineye.

Dedim ya, nörologlar beni mazur görsün…

Bu arada bir bilgiyi vermeden geçemeyeceğim. 1987 yılında OFK ile ilgili her ay ortalama bir tane akademik makale yayınlanıyordu. 2016 yılında bu sayı ayda 50 makaleye çıktı. Yani OFK ile ilgili daha çok şey öğreneceğimiz açık.

Titreşim Etkisi, insanın anıları değil. Yaşamış olduğu deneyimler, almış olduğu dersler de değil. Bütün bunların ve belki de fazlasının insanda bıraktığı izlerin bütünü. İkili ilişkilere, satın alma kararlarına, seçimlerde kime oy vereceğine, yeme-içme alışkanlıklarına yön veren bir bütün. Bu yüzden, gönül telimizi titreştirenlerin bizim üzerimizdeki etkisi ve yaptırımı çok büyük.

 

Boşuna dememişler, bir acı kahvenin 40 yıl hatırı vardır diye…